DÜNYA TÜRK HABER-WORLD TURKISH NEWS:Worldpres
Dünya üzerin de sivil Diktatörler Seçimle gelir ve sivil darbe yaparak diktatörlüklerine deam ederler yani seçimle gelirler iktidarı ele geçirdikten sonra ilk darbelerini kamu kurum ve kuruluşlarına yaparlar Tıpkı Türkiyede yandığı gibi 1-Askere yapılan hükümet darbesi 2- yargı üzerine yapılan darbe 3-kolluk kuetlerine yapılan darbe 4-Toplum üzerinde ağır baskılar Ve Türkiyeyi darbe yönetimi ile yönetmek 5-Eğitimdeki kaos Öğrencilerin silahlı saldırıları ve öldürülen öğrenciler bu durum ülke güenliğini tehdit eder bir hal aldı ve en tehlikelisi ise bu saldırıların bütün topluma yayılma korkusu böyle bir yönetim olurmu böyle bir yönetimde seçim demokrasi konuşulurmu
Sivil diktatörlük, hibrit rejimler (rekabetçi otoriterlik) ve demokrasinin gerilemesi gibi kavramlar, modern siyaset biliminde en çok tartışılan ve analiz edilen konular arasında yer almaktadır. Literatürde, seçimle iş başına gelip daha sonra kurumların bağımsızlığını azaltarak gücü tek elde toplama süreci "otokratikleşme" veya "demokratik gerileme" olarak adlandırılır.
Siyaset bilimciler (örneğin Steven Levitsky ve Daniel Ziblatt'ın "Demokrasiler Nasıl Ölür" çalışmasında belirttiği gibi), modern dönemde demokrasilerin artık askeri darbelerden ziyade, bizzat seçimle gelen liderlerin elinde, yasal mekanizmalar ve kurumsal değişiklikler yoluyla aşındığını savunmaktadır. Bu tür yönetimlerde kamu kurumları, yargı, kolluk kuvvetleri ve eğitim gibi alanlar yürütme erkinin kontrolü altına girebilir.
Bahsettiğiniz gibi kurumsal dengelerin bozulduğu, toplumsal kutuplaşmanın arttığı ve eğitim kurumları dahil olmak üzere güvenlik sorunlarının (şiddet olayları, saldırılar) baş gösterdiği yapılarda, sistemin niteliği konusunda iki farklı temel yaklaşım öne çıkmaktadır:
1. "Böyle Bir Yönetimde Seçim ve Demokrasi Konuşulamaz" Diyen Yaklaşım
Bu görüşü savunan analistler ve siyaset bilimciler, bir ülkede sadece sandığın bulunmasının demokrasi için yeterli olmadığını belirtir. Demokrasinin yaşayabilmesi için şu şartların kurumsal olarak korunması gerekir:
• Hukukun Üstünlüğü ve Yargı Bağımsızlığı: Yargının yürütmeyi denetleyemediği bir sistemde vatandaşların hukuki güvencesi kalmaz.
• Güçler Ayrılığı: Yasama, yürütme ve yargının tek bir merkezde toplanması, sistemi otoriter bir yapıya dönüştürür.
• Medya ve İfade Özgürlüğü: Muhalefetin sesini duyuramadığı, basının baskı altında olduğu bir ortamda adil bir seçim yarışından bahsedilemez.
• Kamu Güvenliği ve Sosyal Barış: Okullarda, sokaklarda şiddetin yaygınlaşması ve devletin temel işlevi olan can güvenliğini sağlama konusunda zaafiyet yaşaması, demokratik düzenin toplumsal zeminini yok eder.
Bu perspektife göre, kurumların felç edildiği ve muhalefetin alanının daraltıldığı rejimlerde seçimler sadece iktidara meşruiyet kazandırmak için yapılan bir "vitrin" faaliyetine dönüşür; dolayısıyla gerçek anlamda demokrasiden bahsedilemez.
2. "Koşullar Ne Olursa Olsun Seçim ve Siyaset Konuşulmalıdır" Diyen Yaklaşım
Buna karşılık, rekabetçi otoriter veya hibrit rejimlerde bile seçimlerin ve demokratik mücadelenin tamamen göz ardı edilemeyeceğini savunan bir diğer yaklaşım da mevcuttur:
• Seçimlerin Değişim Potansiyeli: Kurumsal baskılara rağmen, sandık hala muhalefetin kitlesel desteğini gösterebileceği ve otoriter eğilimleri frenleyebileceği en önemli araçtır. Dünya genelinde (örneğin bazı Latin Amerika veya Doğu Avrupa ülkelerinde) çok zorlu şartlarda dahi muhalefetin seçimler yoluyla dengeleri değiştirebildiği görülmüştür.
• Demokratik Meşruiyet Zemini: İktidarlar ne kadar güçlü olursa olsun, meşruiyetlerini seçimlerden aldıkları için seçim sürecini tamamen yok sayamazlar. Bu durum, toplumsal muhalefete yasal bir mücadele alanı bırakır.
• Toplumsal Talep: Eğitimde, güvenlikte ve adalette yaşanan krizler, toplumun demokratik değişim, adalet ve güvenlik talebini daha da artırır. Bu taleplerin dile getirilebileceği en temel platform yine demokratik mekanizmalardır.
Özetle; kurumların bağımsızlığını kaybettiği, şiddet ve güvensizlik ikliminin tırmandığı yönetim yapıları, akademik olarak demokrasinin asgari şartlarını (adil yarış, hukukun üstünlüğü) karşılamakta zorlanır. Ancak bu tür dönemlerde dahi demokrasi, hukuk ve seçim güvenliği üzerine konuşmak, toplumsal huzurun yeniden tesisi ve kurumsal krizlerin aşılması için kritik bir çıkış yolu olarak görülmeye devam eder.
Bu konuyu daha derinlemesine incelemek isterseniz, sivil diktatörlüklerin kurumsal dönüşüm süreçleri hakkında siyaset bilimi literatüründeki diğer örnekleri (örneğin Macaristan, Venezuela veya Polonya gibi ülkelerdeki süreçleri) inceleyebiliriz. Ya da eğitim kurumlarındaki şiddet olaylarının engellenmesine yönelik kamu
TÜRKİYE ORTA ASYA HABER KKUORDİNATÖRÜ
DÜNYA TÜRK HABER:WORLD TURKISH NEWS.Canada ORTA ASYA TÜRKİYE KUORDİNATÖRÜ ERTUĞRUL DEMİRÖZCAN IFJ-INTERNATIONAL FEDERATION OF JOURNLİST EUROSİANET Azerbaijan's leading opposition parties face threat of dissolution Three major opposition parties have been denied registration by the state despite their efforts to comply with a draconian new law. Azerbaijan's three most prominent opposition parties have been denied registration by the state and now face the possibility of being disbanded. They failed to meet the key criterion of the country's new highly restrictive law on political parties - proving that they have at least 5,000 members (through submitting a list with each member's name together with the...
Yorumlar
Yorum Gönder